Rakamlar Doğruyu mu Söylüyor

Rakamlar Doğruyu mu Söylüyor?

Orjinal Başık: Numbers Can Lie: What TIMSS and PISA Truly Tell Us, if Anything? 1

Sekizinci sınıflar arasında yapılan TIMSS 2011’e göre; en yüksek performansı sergileyen Güney Kore’nin öğrencilerinin sadece %3’ü matematikte kendine güveniyor ve sadece %14’ü matematiği seviyor. Buna karşılık olarak daha düşük puan alan ülkelerdeki öğrencilerin matematiği sevme ve kendilerine güvenme yüzdesi Güney Kore’ye göre çok daha yüksek (İngiltere, Avusturalya, Amerika… gibi). TIMSS sonuçlarının anlaşılması zaten zor iken simdi de bu anlaşılması güç ilişki karsımıza çıkıyor. TIMSS’e göre bu ilişkinin olumlu olması gerekliydi ama değil. Peki neden?

Güney Koreli öğrenciler matematiğin önemli bir ders olduğunu düşünmüyorlar ama yine de çalışıyorlar mı? Onları buna motive edecek etkili bir eğitim sistemleri mi var?

Sekizinci sınıfa gelen öğrenciler matematiğe olan ilgilerini ve inançlarını mı kaybediyorlar?

Amerikalı öğrenciler matematiğin hayatlarında önemli olduğunu düşünüp, kendilerine daha çok güveniyorlar fakat uluslararası sınavlarda düşük puanlar mı alıyorlar?

Matematik konusunda kendine güvenememek mi öğrencilerin çok çalışmasına neden oluyor?

Güney Kore’de verilen sekiz yıllık matematik eğitimi, öğrencilerin matematiğe olan inançlarını ve kendilerine olan güvenlerini mi yok ediyor?

Eğer PISA ve TIMSS gibi uluslararası sınavlardaki sonuçlar önemsenmeliyse (?) görülen su ki; alınan puanlar, çocukların matematikte kendilerine olan güvenleri ve matematiğin önemini kavramaları arasında bağ vardır. Çocuklarımızı TIMSS sonuçlarına göre eğiteceksek sormamız gereken soru ise acıktır: Çocuklarımızı yetiştirirken hangisi daha önemli olmalıdır.

İlk TIMSS (1960)sınavı ile son sınavı (2011) arasında Amerika istikrarlı ve yavaş bir gelişim seyretmiş bu kamuoyunda Amerikan eğitim sistemi diğer ülkelere göre yeterli değildir diye yansımıştır. Elli yılı aşkın bir süredir bu rakamlar Amerika eğitim sisteminin kötülüğünü ve bir gün Amerika’nın iş ve insan gücünün -ki eğitimine bağlıdır- çökeceği vurgulanmıştır, bu varsayım bir teoriden öteye gitmemiştir. Amerika hala dünyada en zengin altıncı, uluslararası yaratıcılıkta İsveç’in ardından ikinci ve küresel rekabette beşinci sıradadır. Eğer TIMSS sonuçlarına bakarak kendimize bir yol haritası çizeceksek bunu yaparken dikkatli olmalıyız çünkü bazen bu rakamlar doğruyu söylemeyebilirler. Peki diğer ülkeleri TIMSS performansına göre Amerikan eğitim sisteminden daha iyi yapan nedir buna bir bakalım;

Zaman- Amerika devlet başkanı Obama’ya göre Amerikalı öğrenciler diğer ülkelere oranla bir ay daha az okula gidiyorlar.

Sorumluluk ve Görev Bilinci – Almanya ve Japonya gibi ülkeler öğrencilerine okul dışında da tamamlayıcı eğitimler veriyorlar.

Müfredat, Kazanımlar, Yöntemler ve Sınavlar- Diğer yüksek performans gösteren ülkelerde olduğu gibi Amerika’nın -eyaletlerden oluşması nedeniyle- bütün ülkede uygulanan başarıya odaklı, kendi içinde tutarlı ve öğrencilerini zorlayıcı bir müfredatı, kazanımları, eğitim yöntemleri ve sınavı yoktur.

Öğretmen ve Öğretmen Eğitimi – Singapur, Finlandiya ve Güney Kore gibi ülkeler öğretmenlerini seçerken tamamını ülkedeki ilk üçe giren üniversitelerden seçiyorlar ve işe aldıktan sonra da eğitim verip, destekleyerek, daha iyiye motive ederek yetiştiriyorlar. Amerika’daki ilk üçe giren üniversitelerden gelen öğretmen oranı sadece %23’ tür ve işe alımlardan sonra da öğretmenlere verilen destek ve motive azdır.

Eşitsizlik ve Yoksulluk- 2006 PISA raporuna göre öğrencilerin yoksulluk derecesi ile başarıları arasında sıkı bir bağ vardır. Amerika diğer yüksek başarı gösteren ülkelere oranla daha yüksek yoksulluk yüzdesine sahiptir; Amerika okullarındaki %10 yoksulluk oranıyla dünyada birincidir.

Bunların dışında Amerikalı öğrencilerin başarısını etkileyecek kültürel çeşitlilik ve ebeveyn durumu gibi diğer etkenler de vardır. Bütün bu unsurların her ülkede farklılaşması bu tür uluslararası sınavlarda başarıyı ve uluslararası öğrenmeyi zor hale getiriyor. Hatta buna ülkelerin ekonomisi, kültürel ve sosyal farklılıklar bir de politika eklenince bu durumu anlamak çok daha zorlaşıyor. Yukarıdaki analiz uluslararası sınavlarda yüksek performans göstermenin hiç bir zaman ülke güvenliğini ve ekonomisini etkileyeceğini hatta Amerika’nın daha kötü bir eğitim sistemine sahip olduğunu da göstermez çünkü bu eğitim sistemi diğer ülkelerinkinden farklılıklar gösterir.

Şimdi şu iki soru geliyor aklımıza:

Eğitim, ekonomi ve ulusal güvenliğimiz kadar önemli midir? Eğer önemliyse, bu uluslararası sınav raporları ülkelerin eğitim sistemleri hakkında doğruyu söylüyorlar mı?

Eğer hayır diyorsak, ihtiyacımız olan tek şey bu tur sınavlarla olan bağımızı kesmektir çünkü bu sınavlar bizim vermeye çalıştığımız ve ülkemizin de ihtiyacı olan güçlü bir ekonomi için vatandaş yetiştirme eğitimini ölçmüyor.

Yong Zhao’un son kitabı ” World Class Learners: Educating Creative and Entrepreneurial Students” da iki kavramdan bahsetmiştir. Bunlar personel yetiştirme amaçlı eğitim kavramı ve girişimci yetiştirme amaçlı eğitim kavramı. Personel yetiştirme amaçlı eğitim kavramı öğrencilerin gelecekte hayatlarında yararlı olabilecek müfredat ve kazanımların başkaları tarafından verilmesini hedefliyor, bunun sonucunda da büyük miktarlarda aynı bilgi ve kazanımlara sahip standartlaşmış vatandaşlar yetiştiriliyor. Girişimci yetiştirme amaçlı eğitim kavramı ise öğrencinin yeteneğini ortaya çıkararak onun bu alanda eğitim almasını, bireyselleşip, farklılaşarak yaratıcılığını geliştirmeyi hedefliyor. Dünyada yaygın olarak kullanılan kavram personel yetiştirme amaçlı eğitim kavramıdır. Bu anlamda uluslararası sınavlar katılan ülkelerdeki personel yetiştirme eğitiminin ne kadar başarılı olduğunu yani var olan müfredatın ve kazanımların ne kadar öğrenciye verilebildiğini ölçebilirler. Amerika gibi eğitim sistemi ve ekonomisi, yaratıcılık, yenilikçilik ve girişimcilik üzerine kurulmuş ülkeler için pek anlamlı değildir. Yüksek performansa ulaşmak için öğrencilerdeki yaratıcılığı ve girişimci ruhu körelten eğitim sistemleri istememektedir. Elli ülkede yapılan ve ülkelerin girişimciliğe yönelik istek, tutum ve hareketleri ölçen Global Entrepreneurship Monıtor (GEM) çalışmasında, PIMS’ de elde edilen yüksek performanslar ile girişimcilik arasında olumsuz bir ilişki tespit etmiştir. Amerikan eğitim sisteminde öğrencilere verilen bağımsız iş yapabilme, sorumluluk alabilme ve diğer sosyal beceriler onların iş dünyasına çok kolay ve kendilerine güvenerek atılmalarını sağlıyor. Deneysel öğrenerek, standartların doğruluğunu tartışarak ve risk alarak yetişen bu çocuklar kendi adlarına düşünme ve kendilerini yetiştirme konusunda sıkıntı çekmiyorlar. Bu yüzden de Amerika dünya çapında yenilikçi lider olmayı sürdürüyor. Hatta bu uluslararası sınavlarda İyi dereceler almış ülkelerdeki anne ve babalar birikimlerini çocuklarını Amerika’ya eğitim alması için gönderiyorlar, eğitim sistemlerinde yaptıkları düzenlemelerle girişimci ve yaratıcı çocuklar yetiştirme yolunu seçiyorlar.