Eğitimde Değişimi Değiştirmek Zorundayız

Eğitimde Değişimi Değiştirmek Zorundayız

Bugün Türkiye’de 40 yaş üzeri olan her birey eğitimde öğrenme, kalite, erişim gibi sorunları sona erdireceğini vaat eden reform(!) söylemlerine defalarca maruz kalmış olmalı. Bu maruz kalmışlığın sayısı ne kadar fazlaysa, değişim vaatlerinin bir heyecan ve motivasyon oluşturma potansiyeli de o ölçüde azalıyor. Geriye dönüp baktığımızda eğitimde pek çok iyi fikrin, girişimin, planın ve programın tozlu raflarda kaldığını görüyoruz. Okul Sanayi Ortaklaşa Eğitimi, Ders Geçme Kredi Sistemi, Lise Mezunlarının Mesleki Eğitimi, Toplam Kalite Hareketi, Müfredat Laboratuvar Okulları, Okul Temelli Gelişim, Stratejik Planlama, kademeler arası geçiş uygulamalarında değişiklikler, müfredat değişiklikleri ve Millî Eğitim Bakanlığının yeniden yapılandırılması, Her Çocuk Başarır, Fırsatları Artırma ve Teknolojiyi İyileştirme Hareketi gibi “reform” olarak adlandırılan pek çok değişim girişimini bu kapsamda değerlendirebiliriz. Buna beş yıllık kalkınma planlarını da dahil edebiliriz. Beş yıllık kalkınma planlarında öngörülen dönüşümlerin veya eğitim sektörü ile ilgili hedeflerin %50 oranında dahi gerçekleştirilmiş olması halinde bugün eğitimde çok daha farklı bir yerde olmamız gerekirdi. Oysa kalkınma planları ve eğitimde değişim veya reform girişimleri için bürokratlar, teknokratlar, akademisyenler ve (her zaman olmasa da) çoğunlukla uygulayıcıların da içinde olduğu komiteler, komisyonlar ve çalışma grupları oldukça ayrıntılı teknik çalışmalar yaparlar. Bu çalışmalarda veriye erişim kapasitesi arttıkça, ortaya konulan çalışmaların teknik bakımdan niteliğinin de arttığı düşünülebilir. Ancak sonuçlara baktığımızda uygulamada, hedeflenen sonuçların çok gerisinde veya uzağında kalındığını görüyoruz. Devamını Oku

Okul Müdürü Başöğretmendir

Okul Müdürü Başöğretmendir

Okulların varlık sebebi öğrencilerdir. Okulda gerçekleştirilen her türlü düzenlemenin, yönetsel ve eğitsel çalışmanın, etkinliğin odağında öğrencilerin iyi olma halinin ve öğrenmesinin geliştirilmesi yer almak zorundadır. Öğrencinin iyi olma hali ve öğrenmesini eğitim öğretim ekosistemi içinde pek çok faktör etkiler. Millî Eğitim Bakanlığının politikaları, kararları, liderlik kapasitesi ve uygulamaları, il millî eğitim müdürlükleri ve ilçe millî eğitim müdürlüklerinin karar ve uygulamaları, ailelerin sosyo-ekonomik özellikleri, öğretmen meslek örgütlerinin karar ve eylemleri, okulun fiziki koşulları, okuldaki öğrenme iklimi ve kültürü, öğretmenlerin bireysel kapasiteleri ve mesleki nitelikleri, öğretim programları, sınıf içi öğretim uygulamaları, ölçme değerlendirme sınavlarının niteliği gibi pek çok faktör okullarda öğrenme çıktılarını etkileme potansiyeline sahiptir. Ancak bütün bu faktörlerin etkileşimini düzenleme ve öğrenciler için daha iyi bir öğrenme ortamı oluşturmada okul müdürü belirleyici bir role sahiptir. Devamını Oku

Çocuklarımızın Yüzde 10’u ile Yüzde 90’ını Birlikte Düşünebiliriz

Çocuklarımızın Yüzde 10’u ile Yüzde 90’ını Birlikte Düşünebiliriz

Eğitim sisteminin herhangi bir parçasında değişiklik yaptığımızda sistemin diğer parçaları da bu değişiklikten etkilenir. Türkiye’de eğitim sisteminin en çok değişiklik yapılan parçası kuşkusuz ki sınavlar. Ortaöğretime geçiş sınavı ve yükseköğretime geçiş sınavlarında bir öğrencinin ilkokula başlayıp liseden mezun olduğu 12 yıllık zaman dilimi içinde üç veya dört kez değişiklik yapılması olağan hale gelmiş durumda. Bu sınavlarda yapılan küçük değişiklikler bazen eğitim öğretim süreçleri üzerinde ciddi etkiler yaratabiliyor. Öğrencilerin, ailelerinin sosyo-ekonomik durumuna veya devam ettiği lise türüne göre daha avantajlı ya da dezavantajlı konuma gelmelerine de neden olabiliyor. Bütün bu düzenlemelerde öğrenciler ve öğrenme süreçleri bakımından göz önünde bulundurulması gereken iki temel olgu var: Kalite ve eşitlik. Bu iki olgunun eş zamanlı olarak ele alınması gerekir. Kaliteyi artırma adına eşitlikten, eşitliği artırma adına kaliteden ödün verilemez. 2017 yılının son aylarında yeniden düzenlenen ortaöğretime geçiş sınavları ve ortaöğretime yerleştirme sisteminin kalite ve eşitlik açısından sonuçlar doğurması kaçınılmaz. Sınavla geçiş sisteminin varlığını, yapılan düzenlemelerin paradigmatik ve pragmatik arka planını tartışmadan mevcut düzenlemeyi verili durum olarak kabul ettiğimizde dahi bu düzenlemenin olası etkilerini öngörebilmek gerekir. Bu düzenlemenin öğretme ve öğrenme süreçleri üzerinde etkileri büyük ölçüde 2018-2019 eğitim öğretim yılı başlamadan önce ne yapacağımıza ve ne yapmayacağımıza bağlı olarak değişecektir. Devamını Oku

Sınavlar Eğitim-Öğretime mi, Eğitim-Öğretim Sınavlara mı Uyum Sağlayacak?

Sınavlar Eğitim-Öğretime mi, Eğitim-Öğretim Sınavlara mı Uyum Sağlayacak?

Eğitim-öğretim yılına liselere geçiş ve üniversiteye geçiş sınavlarının nasıl değişeceğini tartışarak başladık. Eğitim-öğretim yılı başlamış, ortaöğretime geçiş sınav takvimi açıklanmış ve örnek sorular da yayınlanmıştı. Bu sınavların her birinin hangi dersleri kapsayacağı, kaç soru sorulacağı, sınavların kaç oturumda yapılacağı, sınav sonuçlarına göre yerleştirmenin nasıl yapılacağı gibi konular en az birkaç ay belirsizliğini korudu. İlgililer ve yetkililer tarafından açıklamalar yapıldı. Sonra aradan henüz birkaç hafta geçmişken yeni açıklamalarla yeniden değişiklikler olduğu duyuruldu. Bu arada oluşan belirsizliklerin sınıfa, öğretmene ve öğrenciye nasıl yansıdığı gözden kaçtı. Okul yöneticileri ve öğretmenler bir yandan olası düzenlemelere göre nasıl bir sınav hazırlık programı oluşturacaklarının telaşına düşerken, velilerden ve öğrencilerden gelen soruları da geçiştirmeye çalıştı. Devamını Oku

"İyi Okullar" mı, "İyi Öğrenciler" mi?

“İyi Okullar” mı, “İyi Öğrenciler” mi?

Öğrencileri ilkokula ve ortaokula adrese dayalı olarak yerleştiriyoruz. Yaklaşık her 100 öğrenciden beşi de özel okullara gitmeyi tercih ediyor ya da özel okula gitme olanağı buluyor. Sekiz yıllık temel eğitimin sonunda öğrencileri Anadolu Liseleri, Fen Liseleri, Sosyal Bilimler Liseleri, Güzel Sanatlar Liseleri, Spor Liseleri, Mesleki ve Teknik Anadolu Liseleri, İmam Hatip Anadolu Liseleri, Açıköğretim Lisesi, Mesleki ve Teknik Eğitim Merkezleri ile Özel Liselere yerleştirmek için bir sınav yapıyor ve bu sınav sonucuna göre sıralıyoruz. Tüm ortaöğretim kurumları için sınavın öncelikli amacı akademik başarıya dayalı bir sıralama yapmak ve sonra da benzer başarı düzeyindeki öğrencileri bir okulda toplamak. Böylece, örneğin Anadolu Liseleri kendi içinde en yüksek puanla öğrenci yerleşen okullardan en düşük puanla öğrenci yerleşen okullara doğru hiyerarşik bir sıra oluşturuyor. Bu durumda tüm taraflar daha yüksek puanlı öğrencilerin yerleştiği okulların “iyi okul” olduğunu düşünüyor. Bu düşünce, sınavın adı ve şekli ne olursa olsun, öğrencilerin sıralanmasını sağlayacak bir sınavın rasyonelleştirilmesine zemin oluşturuyor. Başlangıçta farklı, son derece makul ve rasyonel gerekçelerle oluşturulan Maarif Kolejleri (Anadolu Liseleri) ve Fen Liseleri gibi kurumlar zaman içinde amaçlarının ötesinde büyüme göstererek ortaöğretim sistemini ve ortaöğretime ilişkin düşünme biçimimizi amaçlananın ötesinde şekillendirmiştir. Ancak gelinen noktada mevcut kurumsal yapı ve işleyişten vazgeçmeden, ortaöğretimin mevcut yapısını olduğu gibi muhafaza ederek, geçiş sistemini değiştirmeye çalışmak bir paradoks oluşturmaktadır. Oysa geçişte bir sıralama ve elemeyi zorunlu kılan unsurlar; mevcut yapının kendisi ve yapının sürekliliğini sağlayan varsayımlardır. Devamını Oku

Unutulan Çocuklar

Unutulan Çocuklar

Ülkemizde okulların açıldığı gün ve karnelerin dağıtıldığı gün toplumsal olarak hepimizin gündeminde önemli bir yer tutar. Her yıl okulların açılması ve karnelerin verilmesi en üst düzeyde bürokratik ve siyasi ritüellere sahne olur. Bu ilgi ve ritüeller söz konusu sınavlar olduğunda bir üst perdeye taşınır. Ortaöğretime ve yükseköğretime geçiş sınavları basın yayın araçlarının da yoğun ilgisi ile yılın önemli bir kısmında gündemimizi işgal eder. Çeşitli basın yayın araçlarında aşağıdaki türden haberleri rutin olarak görebiliyoruz:

  • “… Belediye Başkanı …, TEOG Türkiye birincisi olan …’i altınla ödüllendirdi.”
  • “… Valisi …, TEOG Türkiye birincileri arasına giren 22 öğrenciyi, çeyrek altın ve çeşitli hediyelerle ödüllendirdi.”
  • “İlçemizde TEOG sınavında 120 sorunun tamamını doğru cevaplayan … Ortaokulu öğrencisi …, Kaymakam … tarafından ödüllendirildi.”
  • “TEOG sınavında tam puan alan öğrenciler … İl Milli Eğitim Müdürü …’ı makamında ziyaret ettiler.”

Devamını Oku

Beni Öğrenci Olarak Görmeden Önce İnsan Olarak Görün

“Beni Öğrenci Olarak Görmeden Önce İnsan Olarak Görün”

Bu söz ilköğretim sekizinci sınıfta okuyan bir öğrenciye ait. İlköğretim okulu öğrencileri, öğretmenler, veliler, yöneticiler ve sınıf öğretmenliği son sınıf öğrencilerinden oluşan yaklaşık 70 kişinin bulunduğu bir ortamda öğrenme ve öğretmenin nasıl geliştirilebileceği; temel eğitim seviyesinde okulların sorunları ve çözüm önerileri konuşuluyor. Zaman ilerledikçe konuşmaların odak noktası konuşan kişilerin konumlarına göre şekillenmeye başlıyor. Orada bulunanların kendi bakış açılarından söyledikleri ana hatları ile şunlar: Devamını Oku

Eğitim Ortamları Daha Güvenli Olabilir

Eğitim Ortamları Daha Güvenli Olabilir

Eğitim ortamları anne babaların çocuklarını güvenle emanet edebilecekleri yerler olmalı. Oysa görsel ve basılı medyada eğitim ortamlarında çocukların maruz kaldığı şiddete dair haberler herkesi tedirgin ediyor. Örneğin yakın zamanda “Okulda kan donduran olay.. Kantinci 4 öğrenciyi bıçakladı” şeklinde bir haber manşetlerde yer aldı. Eğitim ortamlarıyla ilişkilendirilen her türlü şiddet, ihmal veya istismar haberi tedirginliği daha da artırıyor. Milli Eğitim Bakanlığı eğitim ortamlarının şiddetten arındırılması için yıllardır “eğitim ortamlarında şiddetin önlenmesi strateji ve eylem planları” hazırlıyor. Bu belgelerde konu çok detaylı olarak ele alınıp geniş kapsamlı önlemler sıralanıyor. Şiddetin önlenmesi için ilgili taraflar ciddi bir çaba harcıyor. Ancak bütün bu çabalara rağmen henüz maruz kaldıkları şiddet, ihmal veya istismarı anlamlandırmakta dahi güçlük çekecek yaştaki çocukların maruz kaldıkları şiddet haberleri eksik olmuyor. Elimizde henüz şiddetin artış mı gösterdiği, yoksa geçmişte konuşulamayan şeylerin dile getiriliyor olması nedeniyle mi bu tür haberlerle daha sık karşılaştığımızı ayırt edebileceğimiz veriler de yok. Devamını Oku