"İyi Okullar" mı, "İyi Öğrenciler" mi?

“İyi Okullar” mı, “İyi Öğrenciler” mi?

Öğrencileri ilkokula ve ortaokula adrese dayalı olarak yerleştiriyoruz. Yaklaşık her 100 öğrenciden beşi de özel okullara gitmeyi tercih ediyor ya da özel okula gitme olanağı buluyor. Sekiz yıllık temel eğitimin sonunda öğrencileri Anadolu Liseleri, Fen Liseleri, Sosyal Bilimler Liseleri, Güzel Sanatlar Liseleri, Spor Liseleri, Mesleki ve Teknik Anadolu Liseleri, İmam Hatip Anadolu Liseleri, Açıköğretim Lisesi, Mesleki ve Teknik Eğitim Merkezleri ile Özel Liselere yerleştirmek için bir sınav yapıyor ve bu sınav sonucuna göre sıralıyoruz. Tüm ortaöğretim kurumları için sınavın öncelikli amacı akademik başarıya dayalı bir sıralama yapmak ve sonra da benzer başarı düzeyindeki öğrencileri bir okulda toplamak. Böylece, örneğin Anadolu Liseleri kendi içinde en yüksek puanla öğrenci yerleşen okullardan en düşük puanla öğrenci yerleşen okullara doğru hiyerarşik bir sıra oluşturuyor. Bu durumda tüm taraflar daha yüksek puanlı öğrencilerin yerleştiği okulların “iyi okul” olduğunu düşünüyor. Bu düşünce, sınavın adı ve şekli ne olursa olsun, öğrencilerin sıralanmasını sağlayacak bir sınavın rasyonelleştirilmesine zemin oluşturuyor. Başlangıçta farklı, son derece makul ve rasyonel gerekçelerle oluşturulan Maarif Kolejleri (Anadolu Liseleri) ve Fen Liseleri gibi kurumlar zaman içinde amaçlarının ötesinde büyüme göstererek ortaöğretim sistemini ve ortaöğretime ilişkin düşünme biçimimizi amaçlananın ötesinde şekillendirmiştir. Ancak gelinen noktada mevcut kurumsal yapı ve işleyişten vazgeçmeden, ortaöğretimin mevcut yapısını olduğu gibi muhafaza ederek, geçiş sistemini değiştirmeye çalışmak bir paradoks oluşturmaktadır. Oysa geçişte bir sıralama ve elemeyi zorunlu kılan unsurlar; mevcut yapının kendisi ve yapının sürekliliğini sağlayan varsayımlardır. Devamını Oku

Unutulan Çocuklar

Unutulan Çocuklar

Ülkemizde okulların açıldığı gün ve karnelerin dağıtıldığı gün toplumsal olarak hepimizin gündeminde önemli bir yer tutar. Her yıl okulların açılması ve karnelerin verilmesi en üst düzeyde bürokratik ve siyasi ritüellere sahne olur. Bu ilgi ve ritüeller söz konusu sınavlar olduğunda bir üst perdeye taşınır. Ortaöğretime ve yükseköğretime geçiş sınavları basın yayın araçlarının da yoğun ilgisi ile yılın önemli bir kısmında gündemimizi işgal eder. Çeşitli basın yayın araçlarında aşağıdaki türden haberleri rutin olarak görebiliyoruz:

  • “… Belediye Başkanı …, TEOG Türkiye birincisi olan …’i altınla ödüllendirdi.”
  • “… Valisi …, TEOG Türkiye birincileri arasına giren 22 öğrenciyi, çeyrek altın ve çeşitli hediyelerle ödüllendirdi.”
  • “İlçemizde TEOG sınavında 120 sorunun tamamını doğru cevaplayan … Ortaokulu öğrencisi …, Kaymakam … tarafından ödüllendirildi.”
  • “TEOG sınavında tam puan alan öğrenciler … İl Milli Eğitim Müdürü …’ı makamında ziyaret ettiler.”

Devamını Oku

Beni Öğrenci Olarak Görmeden Önce İnsan Olarak Görün

“Beni Öğrenci Olarak Görmeden Önce İnsan Olarak Görün”

Bu söz ilköğretim sekizinci sınıfta okuyan bir öğrenciye ait. İlköğretim okulu öğrencileri, öğretmenler, veliler, yöneticiler ve sınıf öğretmenliği son sınıf öğrencilerinden oluşan yaklaşık 70 kişinin bulunduğu bir ortamda öğrenme ve öğretmenin nasıl geliştirilebileceği; temel eğitim seviyesinde okulların sorunları ve çözüm önerileri konuşuluyor. Zaman ilerledikçe konuşmaların odak noktası konuşan kişilerin konumlarına göre şekillenmeye başlıyor. Orada bulunanların kendi bakış açılarından söyledikleri ana hatları ile şunlar: Devamını Oku

Eğitim Ortamları Daha Güvenli Olabilir

Eğitim Ortamları Daha Güvenli Olabilir

Eğitim ortamları anne babaların çocuklarını güvenle emanet edebilecekleri yerler olmalı. Oysa görsel ve basılı medyada eğitim ortamlarında çocukların maruz kaldığı şiddete dair haberler herkesi tedirgin ediyor. Örneğin yakın zamanda “Okulda kan donduran olay.. Kantinci 4 öğrenciyi bıçakladı” şeklinde bir haber manşetlerde yer aldı. Eğitim ortamlarıyla ilişkilendirilen her türlü şiddet, ihmal veya istismar haberi tedirginliği daha da artırıyor. Milli Eğitim Bakanlığı eğitim ortamlarının şiddetten arındırılması için yıllardır “eğitim ortamlarında şiddetin önlenmesi strateji ve eylem planları” hazırlıyor. Bu belgelerde konu çok detaylı olarak ele alınıp geniş kapsamlı önlemler sıralanıyor. Şiddetin önlenmesi için ilgili taraflar ciddi bir çaba harcıyor. Ancak bütün bu çabalara rağmen henüz maruz kaldıkları şiddet, ihmal veya istismarı anlamlandırmakta dahi güçlük çekecek yaştaki çocukların maruz kaldıkları şiddet haberleri eksik olmuyor. Elimizde henüz şiddetin artış mı gösterdiği, yoksa geçmişte konuşulamayan şeylerin dile getiriliyor olması nedeniyle mi bu tür haberlerle daha sık karşılaştığımızı ayırt edebileceğimiz veriler de yok. Devamını Oku

2025 Yılında Öğretmenlik

2025 Yılında Öğretmenlik

2025 yılında bir okul… Öğretmenin okulda dinlenebileceği ve ders saatleri dışında çalışabileceği kendisine özel veya zümresindeki meslektaşlarıyla birlikte kullanabileceği bir mekan ayrılmış. Öğretmenin iş yükü içinde tanımlanmış haftalık en az iki saat diğer zümre öğretmenleri ile birlikte çalışma için ayrılmış. Bu süre öğretmenlerin eğitim öğretim etkinliklerini birlikte planlamaları, uygulamaları gözden geçirmeleri, öğrencilerin gelişimlerini birlikte değerlendirmeleri için kullanılıyor. Öğretmenin ders saatleri dışında derslere hazırlık, materyal geliştirme, mesleki gelişim çalışmaları, ölçme ve değerlendirme, bireysel olarak desteğe ihtiyacı olan öğrencilerle çalışma ve benzeri etkinliklere harcadığı zaman öğretmenin iş yükünün bir parçası olarak tanımlanmış. Öğretmen bir profesyonel olarak görüldüğünden ek ders kavramı ortadan kalkmış. Öğretmenlerin yaptığı her işi “ek ders” ödemesi ile tanımlayarak, öğretmeni öğrencinin ve toplumun gözünde itibarsızlaştıran bir ödeme biçimi son bulmuş. Okul bütçesinin en az yüzde üçü öğretmenlerin mesleki gelişimlerine ayrılmış. Öğretmen maaşları kişi başına düşen gayri safi yurt içi hasılanın iki katının üzerine çıkmış. Her bir öğretmen okulun içinde makul çalışma koşullarına ve okul dışında makul bir yaşam standardına erişmiş. Devamını Oku

Toplumda ve Örgün Eğitimde Bilişim Teknolojileri

Toplumda ve Örgün Eğitimde Bilişim Teknolojileri

Bilişim teknolojileri okulun dışında kalan her alanda hayatımızı köklü bir şekilde etkilemekte ve değiştirmektedir. İş hayatından kişisel haberleşmeye, bilgi edinme biçim ve kaynaklarından oyun, eğlence ve müzik dinlemeye kadar hemen her alanda bilişim teknolojileri kullanılmaktadır. Birçok kurum bilişim teknolojilerinin kullanımında kendisine bir geçiş dönemi tanımlayarak daha “yumuşak” bir geçiş sağlamaya çalışmaktadır. Örneğin, pek çok resmi kurum iş ve işlemlerini online randevu ile gerçekleştirirken, bir taraftan da henüz toplumda bu teknolojiye ya da teknolojiyi kullanma becerisine sahip olmayan bireylerin de bulunduğu varsayımı ile online randevu alınmadan yapılan başvuruları/işlemleri de kabul etmektedir. Bazı kurumlar ise işlemleri tamamıyla online gerçekleştirmekte veya çeşitli konularda başvuruları tamamıyla online olarak almaktadır. Bütün bu gelişmeler sadece işlemlerin yapılış şeklini değil, düşünme biçimimizi, kurumlardan hizmet beklentilerimizi, sorunları ve çözümleri algılama biçimimizi ve davranışlarımızı etkilemektedir. Bugün Türkiye açısından değerlendirdiğimizde, büyük resimde bilişim teknolojilerinin kullanımında neredeyiz ve okullarımız bilişim teknolojileri yeterliklerini kazandırma konusunda kendilerini nereye konumlandırmış durumdalar? Devamını Oku

Seminer Dönemi mi, Eğitim Öğretime Hazırlık mı?

Seminer Dönemi mi, Eğitim Öğretime Hazırlık mı?

Okulların yeni bir eğitim öğretim yılına başlamasına az bir zaman kaldı. Milli Eğitim Bakanlığınca yayımlanan 2016-2017 Eğitim Öğretim Yılı Çalışma Takvimine göre önümüzdeki eğitim öğretim yılı birinci kanaat dönemi 19 Eylül 2016 Pazartesi günü başlayacak. Eğitim öğretimin başlangıç günü yaklaştıkça okulların fiziki olarak eğitim öğretime hazır hale getirilmesi için çalışmaların da yoğunlaştığı görülmektedir. Ancak bizim tedmem olarak dikkat çekmek istediğimiz nokta okulların fiziki olarak eğitim öğretime hazırlığından öte eğitim öğretim planları bakımından hazırlık. Çünkü önümüzdeki eğitim öğretim yılının nasıl geçeceği, eğitim öğretim etkinliklerinin düzenli ve öğrencilerin daha iyi öğrenmelerini destekleyecek bir sistematik içinde gerçekleştirilip gerçekleştirilemeyeceği eğitim öğretim yılının başlangıcında nasıl bir planlama yaptığımız ile yakından ilişkilidir. Devamını Oku

Dördüncü Sanayi Devrimi ve Eğitim

Dördüncü Sanayi Devrimi ve Eğitim

Dördüncü sanayi devrimi, 2 Nisan 2016’da düzenlenen “Türkiye’nin Geleceğine İnanıyoruz: Geleceği Okuyoruz” konulu IV. Uluslararası Eğitim Forumu’nda, gelecek hakkında konuşurken sıkça kullanılan bir kavramdı. Birinci sanayi devriminde üretimi mekanize hale getirmek için su ve buhar kullanıldı. İkinci sanayi devriminde büyük ölçeklerde üretim yapabilmek için elektrik kullanıldı. Üçüncü sanayi devriminde ise elektronik ve bilgi teknolojileri kullanılarak üretimde otomasyon sağlandı. Bu dönemde üretim sürecinin pek çok aşamasında insanın yerini makineler aldı. Şimdi dördüncü sanayi devriminden söz ediyoruz. Fiziksel dünya ile dijital yapılar-sistemler ve biyolojik varlıklar arasındaki ilişkilerin yeniden kurgulandığı, makinelerin birbiri ile iletişim içinde olduğu ve bilgi teknolojilerini kullanarak aklımıza gelebilecek her şeyin birbiri ile ilişkilendirildiği ağlar oluşturuluyor. Bilgi teknolojileri ve yapay zekanın kullanımındaki gelişmeler aracılığıyla makinelerin birbiri ile iletişim kurarak karar verme kapasitelerinin katlanarak arttığı bir dönem yaşıyoruz. Bazılarına göre dördüncü sanayi devrimi henüz başlamak üzere. Bazılarına göre ise dördüncü sanayi devrimi çoktan başladı ve biz şu anda onun içindeyiz. Dördüncü sanayi devrimi hayatın bütün alanlarını; nasıl yaşadığımızı, nasıl çalıştığımızı ve diğer insanlarla ilişkilerimizi önemli ölçüde etkileyecek bir gerçeklik. Devamını Oku