Yazılar

Hikâye Okurken Çocuğunuzun Beyninde Neler Oluyor?

Hikâye Okurken Çocuğunuzun Beyninde Neler Oluyor?

Orijinal Başlık: What’s Going On In Your Child’s Brain When You Read Them A Story? 1

“Üç Ayı hikayesini istiyorum!”

Bu günlerde anne-babalar, bakıcılar ve öğretmenler bu talebi yerine getirmek için pek çok seçeneğe sahip. Bu hikayenin resimli kitabını okuyabilir, çizgi filmini açabilir ya da sesli kitaptan faydalanabilirsiniz.

Yeni yayımlanan bir çalışma, aynı hikayenin farklı biçimlerde sunulduğu bu durumların her birinde çocukların beyinlerinde neler olabileceğine dair bilgi veriyor. Çalışmanın yürütücüsü Dr. John Hutton, bu durumu gözle görülür bir “Goldilocks etkisi” olarak yorumluyor – bazı hikaye anlatma biçimleri çocuklar için “çok soğuk” olabilirken, diğerleri “çok sıcak” olabilir. Ve elbette, bazı hikaye anlatma biçimleri de “ideal” olabilir.

Doktor Hutton, Cincinnati Çocuk Hastanesi’nde özellikle okumayı öğrenme sürecinde “erken okuryazarlık dönemi”ne özel ilgi gösteren bir araştırmacı ve çocuk doktorudur. Gerçekleştirdiği çalışmada 4 yaşlarında 27 çocuğa üç farklı biçimde hikayeler sunulmuştur. Bunlar; sadece sesli hikaye (masal); hikaye ve görsel (hikaye kitabı); sesli ve hareketli görseldir (çizgi film). Çocuklar hikayelerle ilgilenirken, Manyetik Rezonans Görüntüleme (MRI) makinesi ile çocukların belirli beyin ağlarındaki aktivasyon ve ağlar arasındaki etkileşim incelenerek analiz edilmiştir.

Hutton, bu süreci “Beyindeki ağların hikayeden etkilenmesinin olası olduğu fikrinden yola çıktık.” diye açıklıyor. Beyindeki bu ağlardan biri dil, bir diğeri görsel algı, üçüncüsü görsel imge olarak ele alınıyor. Dördüncüsü ise Hutton’un “ruhun olduğu yer, içsel yansıma-sizin için esas önemli olan şey” dediği, varsayılan mod ağı olarak tanımlanıyor. Varsayılan mod ağı, bireyin aktif olarak dış dünyayı içeren belirli bir zihinsel göreve odaklanmadığı sırada daha aktif görünen beyin bölgelerini içerir.

Araştırma sonucunda Hutton’un bahsettiği “Goldilocks etkisi*” göz önünde bulundurularak araştırmacılar tarafından şu sonuçlar ortaya koyulmuştur:

  • Çocukların sadece sesli hikayeyle meşgul olduğu durumda (çok soğuk): Beynin dil merkezindeki ağların etkinleştiği görülmüş, ancak beynin diğer bölgelerinde genel olarak az bağlantı gerçekleştiği saptanmıştır. Araştırmacılar bu durum için “Çocukların anlamak için zorlandıklarını gösteren fazlaca kanıt vardı.” diyor.
  • Çocukların sesli ve hareketli görselle (çizgi film, animasyon) meşgul olduğu durumda (çok sıcak): Dil ve görsel algılama merkezindeki ağlarda aşırı hareketlilik gözlemlenmiş, ancak beynin farklı ağları arasında pek fazla etkileşime rastlanamamıştır. Hutton “Beynin dil merkezindeki ağlar hızlı veri akışına sahip bu sesli ve hareketli hikayeye ayak durmaya çalışıyordu” diyor. “Biz bunu, sesli ve hareketli animasyonun çocuğun işleteceği tüm zihinsel süreçleri çocuk için yaptığı şeklinde yorumladık. Hikayenin ne anlama geldiğini çözebilmek için maksimum enerji harcıyorlardı.” Üç durum içerisinde çocukların hikayeyi anlamlandırmakta en çok zorlandıkları durum bu olmuştur.
  • Çocukların resimli hikaye kitaplarıyla meşgul oldukları durum ise Hutton tarafından “ideal” olarak tanımlanıyor. Çocukların hikaye kitabındaki görsellerle meşgul olduğu durumda dil merkezindeki ağların etkileşiminin, yalnızca sesli hikayeyle meşgul olunan duruma göre azaldığı görülmüştür. Hutton bu durumu, sadece kelimelere dikkat etmek yerine, çocukların hikâyeyi anlamlandırmak için görselleri ipucu olarak kullanmaları olarak açıklamaktadır. “Çocuklara bir resim verin, böylece zihinlerini çalıştıracak bir nedenleri olur” diyen Hutton, “Animasyon ile sesli, hareketli ve görsel uyaranların hepsi bir kerede birbirinin üzerine yığılıyor ve çocuklar zihinlerinin farklı bölgelerini çalıştırmak zorunda kalmıyorlar.” diyerek sözlerine devam ediyor.

Araştırmacılar, çalışmanın en önemli bulgularından biri olarak çocukların resimli hikaye kitabı ile meşgul olduğu durumda, dil, görsel algı, görsel imge ve varsayılan mod olmak üzere beyindeki tüm bu ağların kendi aralarında ve birbirleriyle etkileşiminin arttığı sonucuna ulaştılar.

Hutton, 3-5 yaş arasındaki çocuklar için, görsel imge ve varsayılan mod ağlarının geç olgunlaştığını ve bu ağların beynin geri kalanıyla bütünleşmek için pratik yaptığını söylüyor. “Animasyon ile bu ağları geliştirme fırsatını kaçırıyor olabilirsiniz.”

Çocuklara bir hikaye okuduğumuzda, zihinleri göründüğünden daha fazla işlem yapıyor. “İşte bu görselleri bir araya getirerek zihinlerinde canlandırmalarını sağlayan beyin kaslarıdır.” Hutton uzun vadede, çok fazla animasyona maruz kalan çocukların, yeterli zihinsel bütünleştirme geliştirememe riskiyle karşı karşıya kalacağından endişe duyuyor.

Çocuklar, beyindeki çeşitli ağları harekete geçirmek için yeterli alıştırma yapmadıklarında yalnızca dile ilişkin ağların yoğunluğunun üstesinden gelmekte zorlanarak, okudukları ile ilgili zihinsel resimler oluşturma konusunda daha az yetenekli hale gelebilirler ve bunlar hikayenin içeriğini çok daha az yansıtabilir. Bu durum, bir kitaptan en iyi şekilde yararlanma becerisine sahip olmayan “isteksiz bir okuyucu” stereotipine karşılık gelmektedir.

Araştırmadaki ilgi çekici notlardan biri de vücudu çevreleyen ve hareketsiz kalmayı zorunlu kılan bir MRI makinesinin kısıtlamaları göz önünde bulundurulduğunda MRI makinesinde resimli hikaye kitabıyla meşgul olmanın anne ya da babanın kucağında hikaye okumaktan daha iyi olamayacağına ilişkindir. Hutton bu durumda duygusal bağlanma ve fiziksel yakınlığın eksik olduğunu söylüyor. Araştırmada hikaye okuma süreci “Diyaloğa dayalı okuma” olarak bilinen, hikayeyi okuyan ebeveynin belirli kelimeleri vurguladığı ya da resimleri göstererek “Kedi nerede?” gibi sorularla çocuğu teşvik ettiği okuma biçimden farklılık göstermektedir. Hutton bunun “tamamen farklı katmanda” bir okuma biçimi olduğunu söylüyor.

İdeal bir dünyada, çocuğunuza hikaye okumak için her zaman orada olursunuz. Bu küçük ölçekli ön çalışmanın sonuçları, ebeveynler çocukları için elektronik cihazlara yöneldiklerinde yalnızca sesli hikaye veya animasyon yerine, anlatılan, resimlendirilmiş bir e-kitabın en sade biçimini tercih etmelerini önermektedir.


* Goldilocks etkisi nedir?
Hikayenin 3-5 yaşlarındaki çocuklara yalnızca ses ile aktarılması hikayenin zihinde işlenmesi için fazla bilişsel zorlama gerektirmekte, bu durum beyindeki ağların etkileşiminin kısıtlı olması dolayısı ile Goldilocks etkisine göre “çok soğuk” olarak nitelendirilmektedir.
Hızlı hareket eden görseller hayal gücünü sınırlayarak, beyin ağları arasındaki etkileşimi daha az gerekli kılmakta, bu durum Goldilocks etkisine göre “çok sıcak” olarak nitelendirilmektedir.
Hikayenin resimli kitap ile aktarılması, ne beyindeki ağların sınırlı bir biçimde etkileşmesi ne de hızlı veri akışının hayal gücünü sınırlayıcı etkisine sebep olmadan resimlerden ipucu alarak çocuğun dille bağlantısı kendisinin kurmasına, bilgiyi ve bilginin işleyişini öğrenmesine olanak verdiğinden “ideal” olarak tanımlanmaktadır.


Dipnotlar:

  1. Kamenetz, A. (2018, Mayıs 24). What’s Going On In Your Child’s Brain When You Read Them A Story? [Web blog yazısı]. https://www.npr.org/sections/ed/2018/05/24/611609366/whats-going-on-in-your-childs-brain-when-you-read-them-a-story adresinden erişildi.
Oyun Zamanı

Oyun Zamanı

Oyun kavramı çocuk masumiyetinin son kalelerinden biri. Organik oyunlar artık hiç fabrikasyon oyuncak alamayan fakir ailelerin çocuklarında görülüyor. Küresel sermaye, bilim, teknoloji, eğitim kurumları dört bir koldan çocuğun “oyununu bozmaya” çalışıyorlar. Sermaye, bir çocuğun küçücük bir çöpü uzay gemisi yapabildiği bir dünyayı mühendislik tasarımlarıyla dolduruyor. Gerçeği parçalayarak kendi doğasını kaybeden bilim, oyunun doğasını anlama adına yapay modellemeler üreterek gereksiz müdahalelerde bulunuyor. Teknoloji, özellikle dijital ataklarla oyunla (play) “game” kavramlarını aynılaştırmaya çalışıyor. Eğitimciler “eeveett, oyun bittiiii, ders başlıyoooor” diyerek ve ders çizelgelerine “oyun saati” yazarak hakikati örseliyorlar. Dersleştirilen oyunların çocuğun hayal dünyasını nasıl kısıtladığı anlaşılmıyor bile. Devamını Oku

Hayat Nasıl? 2015

Hayat Nasıl? 2015

TEDMEM tarafından yayımlanan 2015 Eğitim Değerlendirme Raporu’nda yer aldığı haliyle paylaşılmıştır.

Raporun Öne Çıkan Bulguları

OECD tarafından hazırlanan “Hayat Nasıl?” serisinin üçüncüsü olan Hayat Nasıl?-2015 Ekim ayında yayımlanmıştır. Raporda bireylerin hem maddi hem de bireysel iyi olma hali göz önünde bulundurularak, genel perspektifte insan yaşamı kalitesine odaklanılmıştır. Çeşitli rapor ve çalışmalarda farklı kapsamlarda tanımlanan iyi olma hali, Hayat Nasıl? 2015 raporunda 11 boyut üzerinden ele alınmıştır. Bu boyutlar sırasıyla; gelir ve servet, sağlık statüsü, işler ve kazançlar, barınma, iş-yaşam dengesi, eğitim ve beceriler, sosyal bağlantılar, sivil katılım ve yönetişim, çevresel kalite, kişisel güvenlik ve son olarak öznel iyi olma halidir. Türkiye’nin genel durumda iyi olma haliyle ilişkilendirilen 11 boyuttan yalnızca sivil katılım konusunda ortalama üstü olduğu, diğer bütün boyutlarda ortalama altında bulunduğu görülmüştür. Devamını Oku

Erken Çocukluk Dönemi Üzerine

Erken Çocukluk Dönemi Üzerine

Erken çocukluk gelişimi çocukluğun ilk yıllarından başlayarak ilkokula kadar olan süreyi kapsıyor. Bu dönem zihinsel ve fiziksel gelişimin son derece hızlı olduğu ve kişinin ileriki yaşamına ilişkin birçok yapı taşının oluştuğu ve şekillendiği zaman dilimine karşılık geliyor. Bu bakımdan erken çocukluk dönemi hem önemli hem de hassas bir süreç. Ancak “erken çocukluk dönemi bir çocuğun ileriki hayatının belirleyicisidir” iddiasına sahip olan, bir anlamda deterministik söylem ve çalışmalar tarafından sürecin aşırı hassaslaştırıldığını da göz önünde bulundurmak gerekiyor. Yapılan bu tür vurgulamalar erken çocukluk dönemine ilişkin ebeveyn ve eğitimci algısını olumsuz yönde artırdığı gibi üzerinde çalışılamayan ve veri elde edilemeyen bir alanda üretilen her türlü gelişimsel ve eğitimsel veri fazlası ile mitleştiriliyor. Bu tür determiner kabuller; seçim, gelişim, bütüncül olma, karar alama, özgünlük, mizaç, kültür ve insan gelişiminin doğası gibi üzerinde çok daha fazla işlem yapılacak alanların katkısını başka bir tercihle kategorileştirip sınırlıyor. Bu doğrultuda erken çocukluk gelişimi ve erken çocukluk eğitimine ilişkin yapılan vurgunun, çocuğun her tür gelişimsel ihtiyacını bütüncül olarak sağlamak ve yaşam boyu gelişimini desteklemek motivasyonu üzerinden okunması daha sağlıklı bir bakış açısı sunmaktadır. Devamını Oku

Oyun Çocuk Beynini Sosyal ve Akademik Başarıya Yönelik Nasıl Geliştiriyor?

Oyun Çocuk Beynini Sosyal ve Akademik Başarıya Yönelik Nasıl Geliştiriyor?

Orjinal Başlık: How Play Wires Kids’ Brains For Social and Academic Success 1

Konu beyin gelişimine geldiğinde, çocukların sınıfta geçirdikleri zaman oyun alanlarında geçirdiklerine kıyasla daha az önemli hale geliyor.

Lethbridge Üniversitesi’nde (Alberta, Kanada) araştırmacı Sergio Pellis “Oyunla kazanılan deneyim beyninizin ön tarafındaki nöral bağlantıları değiştiriyor. Ve oyunun kazandırdığı deneyim olmadığı sürece bu nöronlarda değişim yaşanmıyor.” diyor. Devamını Oku


Dipnotlar:

  1. Jon Hamilton, How Play Wires Kids’ Brains For Social and Academic Success, Mind Shift, 7 Ağustos 2014
Elle Yazmayarak Neleri Kaybediyoruz?

Elle Yazmayarak Neleri Kaybediyoruz?

Orjinal Başlık: What’s Lost as Handwriting Fades 1

Elle yazmak önemli midir?

Birçok eğitimciye göre çok da önemli değil. Amerika’da çoğu eyalet tarafından kabul edilen The Common Core standartları elle yazı yazmanın öğretilmesini söylese de, bunu sadece okul öncesi eğitim ve birinci sınıf ile sınırlıyor. Sonrasında ise vurgu, çoğunlukla klavyede yazı yazma becerisine kayıyor.

Ancak psikologlar ve sinirbilimciler bu yaş düzeyinin bile elle yazmanın geride bırakılması için çok erken olduğunu söylüyorlar. Yeni bulgular, elle yazı yazma ve eğitimsel gelişim arasındaki ilişkinin derinleştiğini ortaya koyuyor.

Çocuklar elle yazmayı ilk öğrendiklerinde sadece okumayı daha hızlı öğrenmiyorlar; aynı zamanda fikir üretebilme ve bilgilerinin kalıcı olmasını sağlamada da daha etkin hale geliyorlar. Diğer bir deyişle, ne yazdığımız kadar nasıl yazdığımız da önemli. Devamını Oku


Dipnotlar:

  1. Maria Konnikova, What’s Lost as Handwriting Fades, The New York Times, 2 Haziran 2014
Dikkat Eksikliği Tedavisi için Zihin Egzersizleri

Dikkat Eksikliği Tedavisi için Zihin Egzersizleri

Orjinal Başlık: Exercising the Mind to Treat Attention Deficits 1

Hangisi olsun? Meyve mi, tatlı, mı? Ödev mi, Xbox mı? Yazıyı mı bitireyim, Facebook’ta mı dolaşayım?

Bunlara benzer gündelik kararlar, diğer uyaranları göz ardı ederek önemli bir karar üzerinde yoğunlaşabilme kapasitesi olarak bilinen ve bilişsel kontrol olarak adlandırılan zihinsel beceriyi test ederler. Yetersiz planlama, odaklanamayan dikkat ve dürtüleri kısıtlamanın zorluğu biliş kontrolünde sapmalara neden olabilmektedir. Sayısı her geçen gün artan araştırmalar, bu zihinsel kasın zihni meşgul etme (mindfulness) 2 olarak adlandırılan egzersizlerle güçlendirilmesinin çocuklardaki dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğuna ve bunun yetişkinlerdeki karşılığı olan dikkat eksikliği rahatsızlığına yardımcı olabildiğini göstermektedir. Devamını Oku


Dipnotlar:

  1. Alex Nabaum, Exercising the Mind to Treat Attention Deficits, The New York Times, 12 Mayıs 2014
  2. Mindfulness Türkçe’ye farkındalık terimi ile geçmiştir, ancak yazının bütünü değerlendirildiğinde çeviride bu terim yerine zihni meşgul etme kullanılması tercih edilmiştir.