Yazılar

Prof. Dr. Diane Sunar ile Çocuk ve Barış Üzerine

Prof. Dr. Diane Sunar ile Çocuk ve Barış Üzerine

Bu dosya konumuzda İstanbul Bilgi Üniversitesi Sosyal ve Beşeri Bilimler Fakültesi Psikoloji bölümü öğretim üyesi Emeritus Prof. Dr. Diane Sunar ile çocuk ve barış üzerine keyifli bir söyleşi gerçekleştirdik. Erken çocukluk deneyimlerinin bireyin ilişkilerinde yaşadığı çatışmalarda barışçıl çözümler üretebilme becerisini veya şiddet kullanmaya olan eğilimini etkilediğini ifade eden Diane Sunar, barışa giden yolları nasıl çoğaltabileceğimizi ve bunun önündeki engellerin neler olduğunu da söyleşinin satır aralarında dile getiriyor.

Çocuk ve barış konulu söyleşimizin çatısını çocuklar için barışçıl bir ortamın nasıl sağlanacağı ve erken çocukluk dönemindeki deneyimlerin bireye ve topluma olan yansımaları oluşturuyor. Bunun için öncelikle, barışı, barışçıl bir insanı, barışçıl bir ortamı, doğrudan ve yapısal şiddet kavramlarını tanımlayabilir misiniz?

Barışçıl insanı tanımlayarak başlamamak lazım. Nedeni de şu, barış çok değişik anlamlara gelen bir terim. Ülkelerin arasında barış var, aile içinde barış var. İnsan barışçıl olabilir mi o biraz şüpheli. Biz daha çok ortamlara göre davranan bir hayvanız esasında. Yine de daha fazla, değişik ortamlarda barışçıl yolları arayan bireyler olabiliriz. Yani şiddet uygulamaktansa barışçıl yolları tercih edebiliriz. Bunun için öncelikle şiddet türlerini konuşalım.

Doğrudan şiddet belirli aktörler tarafından uygulanır. Bu bir kişi olabildiği gibi bir grup hatta bir ulus dahi olabilir. Doğrudan şiddetin ne kadar çeşitli olabileceği hakkında fikir vermesi için birkaç örnek vereyim.

  • Bir çocuk diğer çocuğun oyuncağını almak için ona vurduğunda
  • Kıskanç bir koca karısını dövdüğünde
  • Bir kişi, intikam almak için karşı taraf için yanlış söylentiler yaydığında
  • Bölgede hâkimiyet kurmak isteyen iki çete kavga ettiğinde
  • Mafya babası rakibini öldürdüğünde
  • Bir kadın için iki adam kavga ettiğinde
  • Bir kabile başka bir kabilenin bölgesini işgal ettiğinde
  • Kalabalık bir alanda bir terörist bomba patlattığında
  • Bir ulus başka bir ulusa savaş açtığında
  • Bir hükûmet isyancıları döverek, işkence ederek veya öldürerek isyanı bastırdığında

doğrudan şiddet uygulanmış oluyor. Bu örnekler dünya genelinde sıklıkla karşılaştığımız örnekler olmakla birlikte daha da çeşitlendirilebilir. Ne şekilde olursa olsun, şiddeti uygulayan kişi veya gruplar bunu bir şey başarmak için, bir amaç için yaparlar. Bu bir kişisel çıkar için olabileceği gibi intikam ya da kendini savunmak için de olabilir.

Yapısal şiddet ise doğrudan şiddette olduğu gibi açıkça fark edilmeyebilir ancak sistematik olarak zarar verir. Yapısal şiddetin aktörleri genellikle düşmanca niyetler barındırmazlar ve yaptıkları şeyin sistematik olarak zararlı olduğuna dair bir farkındalıkları yoktur. Hatta kurallara, geleneklere ve hatta doğanın kanunlarına uyduklarını düşünebilirler. Ancak yapısal şiddete maruz kalan insanlar korku, stres ve kızgınlık içinde yaşarlar. Buna örnek olarak ise fakir ya da azınlık gruplarının adaletsiz şekilde muamele görmesi, sağlık hizmetlerine, eğitime ya da hukuksal korumaya olan eşitsiz erişim, istihdamda ayrımcılık gibi durumlar gösterilebilir.

Doğrudan şiddette özür dileyebilirsin, alttan alabilirsin ya da affedebilirsin. Bunlar çatışma yaşayan kişilerin ortak çabası ile olur. Ya da diplomasi ile çözülebilir. Yapısal şiddette ise doğrudan çözüm mümkün değildir. Ancak, ayrımcılık, sömürü gibi pek çok etmeni yok etmeyi amaçlayan barış inşası çabasını gerektirir ki bu da oldukça zordur. Her iki durumda da bireyler kazanan olmaktan ziyade barışa ve adalete değer verdiklerinde, barışın gerçek amacına ulaştığı söylenebilir.

Çocuklar barışçıl bir insan olmayı ya da şiddeti nasıl öğreniyorlar? Bu anlamda erken çocukluk deneyimlerinin sonuçlarından bahsedebilir misiniz?

İkili ilişkilerde çatışma kaçınılmazdır. Barışçıl insan ise bu çatışma durumlarına yapıcı bir şekilde yaklaşan kişidir. Karşısındaki ile tartışabilme, dinleme, empati kurma, doyumu erteleme, dürtü kontrolü, özür dileme, ortak çıkara odaklanma gibi pek çok strateji ile bu çatışmalara çözüm bulan kişidir. Bu stratejileri kullanabilme beceri kişisel deneyimlere dayanır ve yaşamın çok erken evrelerinde edinilmeye başlanır ve yaşam boyunca devam eder.

Niye erken çocukluktan da bahsediyoruz? Çünkü beyinlerimiz yaşamın en erken döneminde oluşmaya ve şekillenmeye başlıyor. Hamileliğinde anne yeterince beslenemiyorsa o çocuk beyninde bir noksanlık ile doğabiliyor. Benzer şekilde anne hamileyken stres altındaysa, aile içinde kavgalar oluyorsa veya güvenli bir ortamda değilse tüm bu olumsuz deneyimleri bebeğine de aktarıyor. Anne karnında stres altında olan bebekler doğduklarında güven duygusunu hissetmekte sorun yaşıyorlar. Sadece anne karnındayken değil, erken çocukluk deneyimleri de oldukça önemli. Suriyeli çocuklar örneğin anne ve babası yanında olsa dahi tehdit altında kaldılar, yurtlarını terk ettiler ve huzursuzluk içinde yaşadılar. Erken yaşlardaki olumsuz deneyimler o kişiyi daha sonraki streslere karşı zayıf kılıyor. Belki sizin benim vermeyeceğimiz tepkiler veriyor. Korkabiliyor, kızabiliyor ya da çeşitli sosyal becerileri geliştiremiyor.

Sosyal becerilerimiz karşıdaki insana göre değişmekle birlikte, ikili ilişkiler ile gelişir. İki tane üç yaşında çocuk düşünelim, bu çocukların arasında bir oyuncak yüzünden bir çatışma olabilir. Peki, bunu nasıl çözüme kavuşturuyorlar? Oturup ağlayabilir, karşı tarafa boyun eğebilir ya da kendi tarafını dayatabilir. Bu ilişkilerde hangisinin işe yaradığına dair zamanla bir genelleme yapar çocuk. Yapa yapa öğrenir. Ancak erken yaşlardaki yetersiz beslenme, yoksulluk, aile anlaşmazlığı ve şiddete maruz kalma gibi olumsuz deneyimler, hayattaki bu gibi çatışmalara çözüm üretmeyi engelleyebilir ve ilişkilerde sorun yaratabilir.

“Barışa giden yollardan biri erken yaş çocukları ve ailelerinden geçer” fikrinizden hareketle, barışçıl aile ortamı nasıl sağlanır? Aile içi şiddeti azaltma ve önlemeye yönelik uygulamalar/müdahaleler nelerdir ve bu uygulamaların/müdahalelerin etkililiğini nasıl yorumlarsınız?

Barışçıl aile ortamını sağlamaya yönelik destek veya müdahale programları çok çeşitli olabilir ve farklı seviyelerde yürütülebilir. Ebeveynlerin kendi aralarındaki ilişkiye ve çocukları ile olan ilişkisine yönelik kamuoyunda yürütülen çalışmalar gücün kullanımı ile ilgili farkındalık yaratabilir ve aile içinde daha barışçıl sosyal normlar geliştirmesine yardımcı olabilir. Örnek olarak, Anne Çocuk Eğitim Vakfı (AÇEV) tarafından yürütülen eğitim programları gibi programlarda grup çalışmaları aracılığı ile ailelerin dinleme ve empati gibi sosyal becerileri geliştirilmeye çalışılıyor. Örneğin anneler çocuğu ile yaşadıkları çatışmaları ve nasıl idare ettiklerine yönelik tecrübelerini paylaşıyorlar. Biraz yönlendirmeyle birazda kendilerinden çıkan fikirlerle çocuğu iyi dinleyerek onun isteklerini hissiyatlarını nasıl olduğunu anlayarak durumu nasıl daha kolay ve başarılı bir şekilde idare edilebileceğini paylaşarak öğreniyorlar. Babalara yönelik programlarda da benzer eğitimler veriliyor ancak daha çok çocuğu okul çağında olan babaları kapsıyor çünkü Türk aile yapısında bebek ve ufak çocuklar daha ziyade annenin sorumluluğunda. Ancak bu aileler normal aile olarak tanımlayabileceğimiz aileler, sadece çatışma çözüm stratejileri ile farkındalıkları geliştirmeye ihtiyacı olan aileler. Bu ailelere yönelik müdahale programlarında genelde ailelere hangi stratejilerin uygulanabileceğine yönelik tecrübeler kazandırılıyor. Ailede ciddi bir problem var ise eğitim programı yetmeyebilir, bir danışmana gitmeleri gerekebilir. Tabii bunun için de ailenin desteğe ihtiyacının olduğuna yönelik bir farkındalığı olmalıdır.

“Yuvada Sulh, Yurtta Sulh” başlıklı çalışmanızda da değindiğiniz üzere, ailede barış inşasının toplumsal pek çok çıktısı bulunmaktadır. Bu çıktıların neler olduğundan bahsedebilir misiniz?

İki bakış açısı var. Bir tanesi yukarıdan aşağıya olan. Yani toplumsal normların düzenlenmesi ve bunun bireye olan yansıması ki yapısal şiddet ancak o şekilde hallolabilir. Bir de aşağıdan yukarıya olarak tanımlanan bir süreç var ki biz “yuvada sulh yurtta sulh” derken bu süreçten bahsediyoruz aslında. Çocuk güven veren bir ortam içinde yetişebilirse direk şiddete maruz kalmazsa kaygı ve strese maruz kalmazsa erken çocuklukta bu bahsettiğim sosyal becerileri öğrenirse okula gittiğinde ve büyüdüğünde daha başarılı olacak. Daha fazla para kazanacak anlamında değil, insan ilişkilerinde daha başarılı olacak. Kendisi hakkında daha olumlu bir algısı olacak. Bu durum çevresindekilere de yansıyacak ve çevresindeki insanları etkileyebilecek. Her köyde mahallede bilge insan olarak bakılan insanlar vardır. Bu insanlar çevrelerinde yaşanan çatışmaların üstesinden gelebilirler. Bu gibi insanların arttığını düşünün, o bölgede çok güzel bir etkileşim olacaktır. Maalesef toplumda yapısal şiddet bunu sınırlayan önemli bir problem. Yapısal şiddeti çözmediğinizde çocukların pek çoğu kendilerini destekleyen ve güven veren bir ortamda yetişemiyorlar. Yine de bireysel seviyede ne kadar çocuğa yetişebilirsek ne kadar aileye destek verebilirsek o kadar iyi ama kökten bir çözüm değil. O aile için iyi olabilir ama toplumu kapsayacak hale gelmesi çok zor.

Birey ile toplumun arasında başka bir seviye var. Oda grup. Grup içinde insan farklı oluyor, birey gibi davranmıyor. En basitinden aile içinde herkes birbirini besliyor, kolluyor, paylaşıyor vs. ama birisi dışardan aileye saldırdığında bizim barışçıl, besleyen, destekleyen kimliğimiz gidiyor savaşçı oluyoruz. Onun için barışçıl insan demekte zorlanıyoruz. Çünkü kendi toplumun içinde gayet barışçıl, yardımcı ve işbirlikçi birisi asker olduğunda başkalarını kolaylıkla öldürebilir. Düşmanlarını öldürmesi onun aile içinde ya da ülke içinde barışçıllığını yok etmiyor. Bunlar birbirine zıt değil madalyonun iki yüzü sadece. Sen o gruba aitsin ve o gruba karşı bir görevin var. Onun varlığını sürdürmek, herkese iyi davranmak, işbirliği yapmak, çözüm aramak gibi ama aynı zamanda onu savunmak gerekiyor. Onun için bizim bütün barışçıl becerilerimiz grubun içinde besleniyor ve yaşanıyor. Dünyada en büyük derdimiz gruplar arası barış nasıl sağlanacak. Bu sadece ülkeler arasında değil, iki çete, iki futbol takımı arasında da olabilir. O gruplar nasıl barış içinde yaşayabilirler. En temel dertlerimizden biri.

2018 yılında UNICEF tarafından yayımlanan “Bugünkü Dersimiz: Okullarda #şiddeteSON ver” (An Everyday Lesson: #ENDviolence in Schools) başlıklı rapora göre 13-15 yaş arasındaki her iki gençten biri okul ya da okul çevresinde şiddete maruz kalıyor. Okullarda şiddeti engellemenin ve barış inşası sağlamanın yolları nelerdir? Bu konuda eğitimcilere düşen roller nelerdir?

Bu oran dünya ortalamasını gösterir ancak bazı toplumlarda bu yüzde yüze yakın bir oranken, bazılarında onda biri de olabilir. O yüzden içinde bulunulan şartları bilmeliyiz. Gelir dağılımı nasıl, toplumun normları neler, otoriter bir toplum mu, ayrımcılık hâkim mi gibi. Genelde toplumu yansıtacak bir eğitim sistemi hâkim oluyor. Gençler öğretmenlerinden, toplumdan ne görürlerse onu model alırlar. Öğretmenler de genellikle okul yöneticilerini model alırlar. Eğer otoriter ve cezalandırıcı bir sistem varsa, çocuklar da doğal olarak bu sisteme uyar.

Ebeveynlere yönelik müdahale programlarında, anne ve babaların çatışmalara çözüm bulma becerilerini geliştirmeye yönelik nasıl eğitim veriyorsak, okullarda da benzer bir eğitim versek belki zorbalık biraz olsun düşer. Özellikle ortaokul çağındaki öğrenciler için çok önemli. 11-15 çok hassas bir yaş grubu. Bu çocuklara barış becerileri eğitimi verilse, gerçekten birbirini dinleme, anlama fırsatları verilse o zaman okullarda zorbalık düşebilir. Zorba çocuk aslında problemleri olan çocuk demektir. O çocuğun dinlenmesi lazım. Zorbalık yaparak neyi çözmeye çalıştığını, ne hissettiğini anlamamız gerekli. Tabii bunun için yapısal şiddeti çözümlememiz gerekiyor çünkü yapısal şiddet okula da yansıyor. Ancak, yapısal şiddete maruz kalan ailelerin çocuklarına beceri kazandırabilirsen ve başkalarının onu dinlemesini sağlayabilirsen o çocuğun zorbalık yapmaya duyduğu ihtiyacı azaltabilirsin. Bu çocuklar belki bir şeyler elde etmek istiyor ve onun için şiddete ve hükmetmeye başvuruyor yani en ilkel yolu seçiyor. Ancak daha verimli olabilecek yollar var. Bu yolları çocuklara sistematik olarak öğretmek gerekiyor. Sadece zorbalığı yapan çocuğu eğitmekten bahsetmiyorum. Tüm çocuklar bu yönde eğitildiğinde kendi normlarını oluştururlar. Norm çok önemli çünkü zorbalık yapan çocuk aslında çevresi tarafından gizlice teşvik ediliyor. Etrafındaki çocuklar onu ya alkışlıyor ya da bir şekilde ödüllendiriliyor, cesaretlendiriyor. Onun için herkesin barışçıl çözümlerle ilgili aydınlanması lazım.

Gençlerin şiddet görmesi ile ilgili ikinci bir problem ise ait olunan gruplarla ilgili. Şiddet bazen zorba birinden bazen de diğer gruplardan yani rakip gruptan görüyorlar. Birbirlerine belki taş atıyorlar ya da kavga ediyorlar. Gençler bireysel olarak şiddet eğilimi gösteriyor ki içinde bulunduğu grubu güçlendirsin ve diğer gruplara şiddet uygulayabilsin. Bu zorbalıktan başka bir problem. Gruba ait olmak özellikle ergenlerde en önemli şeylerden biri. Özellikle erkek çocuklar için güçlü ve cesur olmak çok önemli bir karakter özelliği olarak algılanıyor. Bunu nasıl gösterecek peki? Tabii ki kavga ederek. Arkadaşları ile değil karşı gruptaki düşmanları ile kavga ediyor. Peki, buna nasıl müdahale edebiliriz? Yine yapısal şiddet problemi var. Din, dil, ırk veya sosyal sınıflara yönelik ayrımcılığı önleyemezseniz, bu gruplar arası şiddeti de önleyemezsiniz.

Eğer yapısal şiddetin kolay bir çözümü olsaydı dünya üzerinde barış içinde yaşıyor olacaktık. Okullardaki şiddete yönelik böyle bir istatistikten söz etmezdik, bombalamalar, savaşlar, terör görmeyecektik.

İnsanların hüsrana karşı ilk tepkisi, bebeklerin bile ilk tepkisi sağa sola saldırmak oluyor, vurmaya çalışıyor. Bu doğal bir şey. Doğrudan şiddet alet çantasındaki bir alettir, ama başka aletlerimiz varsa elimizde onları kullanabiliriz. Bunun için, ‘sosyal mühendisler’ olarak bizim derdimiz, bu aletleri çoğaltmak ve nasıl kullanılabileceğini göstermek.